İletişim Bilgisi

Vatandaş Dertli, Sorunlar Dağ Gibi…

Sorunlarımız dağ gibi büyüyor, vatandaşımız dert küpü.

İşsizlik, yoksulluk, pahallılık; hayatı çekilmez hale getiriyor…

Adaletsiz gelir dağılımı, derinleşen toplumsal ve siyasal kutuplaşma; karamsarlığı arttırıyor, umutsuzluğu körüklüyor.

Böylesine “olumsuz” bir ortamda ekonomik ve sosyal problemleri çözerek azaltmak yerine, biriktirerek halının altına süpürüyoruz.

Gelecek kuşakların refahını, huzurunu, sağlığını değil; “seçim sandığı”nı önceleyerek ona göre konumlanıyoruz.

Böylece; problemlerimiz her geçen gün biraz daha çoğalarak taşıyamayacağımız bir “yük”e dönüşüyor.

Bu arada; “nitelikli” bir demokrasinin çoğunluğun ülkeyi yönetmesiyle değil; azınlığın, güçsüzlerin kendilerini “güvende” hissetmeleriyle, “eşit” ve “adil” muamele görmeleriyle inşa edilebileceğini göz ardı ediyoruz.

Ayrıca; kamu yönetiminde liyakatın, şeffaflığın, denetlenebilirliğin, hesap verebilirliğin “iyi” bir demokrasinin temel koşulu olduğunu görmezden geliyoruz.

Öte yandan; mutlak ifade özgürlüğünün, eleştirel medyanın, iktidar olma yolu açık “güçlü” muhalefetin, etkili sivil toplumun “kaliteli” bir demokrasiye giden yolculukta atılan “ilk adım”lar olduğunu gözlerden saklıyoruz.

Özellikle; “çatışmacı” ve “ayrıştırıcı” bir üslupla oluşturulan siyasal iklim ve “yapay” gündemle; toplumun gerçek gündemini perdeliyoruz.

Bu süreçte; siyaset kurumunu çözümün anahtarı değil, problemin odağı haline getiriyor.

Bu gidişatın vardığı nokta da; ekonomik ve sosyal problemlerin arttığı, demokrasinin “kırılgan”, özgürlüklerin kullanılamaz hale geldiği, huzurun da “sürdürülemez” olduğu bir noktadır.

EKONOMİ KALİTELİ BÜYÜMÜYOR,

GELİR ADİL PAYLAŞILMIYOR,

İŞSİZLİK, YOKSULLUK ARTIYOR

Aşırı borçlanmaya dayanan, üretemeyen, yatırım yapamayan, istihdam yaratamayan, ithalata ve tüketime dayalı “niteliksiz” büyüme; işsizliği, yoksulluğu önleyemiyor, “adil” gelir paylaşımını da sağlayamıyor.

TUİK’in “iyimser” verilerine göre; her 4 gençten biri, her 3 kadından biri işsiz.

10 milyon işsizimiz var. 1 milyon üniversite mezunumuz işsiz.

Üniversite mezunu gençlerimizin yüzde 68’i geleceğini yurt dışında, yaban ellerde arıyor.

Bu arada; işsizlik, yoksulluğu tetikliyor.

20 milyon yurttaşımız sosyal yardımlarla ayakta durmaya çalışıyor. Geçtiğimiz yıl, yoksulların sayısı 700 bin arttı.

Öte yandan; çalışanlar da yoksullukla “çile” çekiyor.

Asgari ücret; bugünkü dolar kuruyla 320 dolar, açlık sınırın altında.

TUİK’in rakamlarına göre; enflasyon yüzde 16.8.

Oysa; çarşı-pazarda gerçek enflasyon yüzde 30’un çok üzerinde.

Pahallılık; yaşamı çekilmez hale getiriyor.

Ayrıca; vatandaş da, devlet de borçlu. Halkın bankalara olan toplam borcu 872 milyar TL, çiftçilerin borcu 149 milyar TL, kredi kartı borçları 153.5 milyar TL.

34 buçuk milyon yurttaşımızın da bireysel kredi borcu var.

Dünya Bankası’nın verilerine göre de; Türkiye dış borç bakımından 120 ülke arasında 6.’ncı sırada.

Resmi rakamlara göre ülkemizin dış borcu 421.8 milyar dolar. Milli gelirimiz 780 milyar dolar.

Dış borç stokunun milli gelire oranı yüzde 62.8.

Öte yandan; ülkemizde gelir paylaşımı adaletsizliği, zengin-fakir uçurumu her geçen gün biraz daha derinleşiyor.

Nüfusumuzun yüzde 10’u milli gelirin yüzde 70’ini, yüzde 90’ı da milli gelirin ancak yüzde 30’unu alabiliyor.

Adaletsiz gelir dağılımı tablosu “sürdürülebilir” değildir.

İşsiz sayısının 10 milyon olduğu, 20 milyon kişinin “açlık” ve “yoksulluk” sınırında yaşam mücadelesi verdiği, zengin-fakir uçurumunun her geçen gün biraz daha derinleştiği bir ekonominin odağında insan olduğu söylenemez.

Odağında insan olmayan bir ekonomi de; toplumu da, demokrasiyi de enseliğe taşıyamaz.

Bu arada; günümüzde, ülkemizin, ekonomimizin ve toplumumuzun en önemli ihtiyacı; yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, öngörülebilir hukuk düzeni; mutlak düşünce ve ifade özgürlüğü, adaletin herkes için sağlandığı güçlü bir hukuk devleti ve herkesin korkusuzca kendisini ifade edebileceği bir özgürlük ortamı olarak özetlenebilir.

Unutmayalım ki; özgürlük, insan hakları, demokrasi ve bağımsız yargı olmadan, kamu yönetiminde denetlenebilirlik, hesap verebilirlik ve saydamlık sağlanmadan, kurallara bağlı bir devlet yapısı işlerlik kazanmadan ne ekonomiyi düzlüğe çıkarabiliriz, ne de “adil” bir gelir paylaşımı düzenini kurabiliriz.

Sonuç olarak: Problemin nedeni değil; çözümün anahtarı olmalıyız.

Ege Postası köşe yazısı link

https://www.egepostasi.com/vatandas-dertli-sorunlar-dag-gibi-makale,113073.html

GPS
Email
Phone
Messenger
WhatsApp
Messenger
WhatsApp
Phone
Email
GPS