Hüseyin Aslan Köşe Yazıları

Ege-Koop Genel Başkanı ve Gazeteci – Yazar Hüseyin ASLAN
her cuma Ege Postası’nda okuyucuları ile buluşuyor…

Ege Postası 09.10.2020

BAŞLARKEN…

İnternet ortamında yayın yapan Ege Postası ile   TV 35 Televizyon Kanalı; gerçek anlamda özgürlükçü, çoğulcu, çok sesli ve katılımcı demokrasi platformudur.

Bu özgürlük platformunda ülkemizin ve İzmir’in tüm sorunları, çözüm önerileri; hiçbir müdahale olmadan serbestçe kamuoyunun gündemine taşınmaktadır.

Böylesine geniş ve kapsayıcı demokrasi zeminini hazırlayan, halkın haber alma ve bilgi edinme hak ve özgürlüğüne işlerlik kazandıran Sayın Mithat Umutoğulları’na içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Ben de, bu geniş özgürlükçü alanda, her hafta Çarşamba günü saat 19.30-20.30 arasında TV 35 Televizyon Kanalı’nda ülkemizin ve İzmir’in ekonomiden uluslararası ilişkilere, işsizlikten yaşam koşullarına, güvenlikten sağlığa, özgürlük talebinden demokratik yaşama ilişkin tüm konularını alanında uzman, deneyimli yetkin konuklarımla “MERCEK” altına alarak, nesnel bir yaklaşımla kamuoyunu doğru ve sağlıklı bilgilerle bilgilendirmeye çalışıyorum.

Bu kez de aynı işlevi internet sitesi EGE POSTASI’nda her hafta Cuma günü yazılarımla sürdürmeye çalışacağım.

İlk yazım; sağlık sisteminin  omurgası, tüm insanlığın yüz akı doktorlarımıza ve onlara beslediğim saygıya ve atfettiğim değere ilişkin olacak.

DOKTORLAR; SAĞLIK SİSTEMİMİZİN OMURGASI…

HASTAYI GÖRKEMLİ BİNALAR DEĞİL; DOKTORLAR İYİLEŞTİRİR…

Hastayı görkemli, geniş alanları kapsayan büyük binalar değil; doktorlar iyileştirir.

Doktorlar; sağlık sistemimizin omurgasıdır.

Covid-19’la mücadelede elde edilen bir başarı varsa; o başarıyı “Cumhuriyet’in sağlık sistemi”ne ve dil, din, ırk, cinsiyet ve siyasi düşünce  ayrımı yapmadan insanı sağlıklı yaşatma terbiyesiyle, özverisiyle ve bilimsel donanımıyla yetişen doktorlarımıza borçluyuz.

Doktorlarımız; “sağlık sistemi”ni ayakta tutan “omurga”dır.

Unutmayalım ki; sağlık alt yapısı ne kadar güçlü, ileri teknolojiyle donatılmış olursa olsun, hastaneler ne kadar büyük, yatak sayısı ne kadar çok olursa olsun, içinde hastayı iyileştirecek, şifa dağıtacak fedakâr doktor yoksa; o hastaneler fiziki yapı dışında bir anlam taşımaz.

Sağlık; bireyin ve toplumun bedensel, ruhsal ve sosyal “iyilik hali”dir. Sağlık Sistemi de; “iyilik hali”nin oluşum sürecindeki “yol haritası”dır.

Yol haritası”nın “temel belirleyicisi” de sosyal devlet ve doktorlardır.

Bu nedenle; doktorlarımızı “gözbebeğimiz” gibi korumalıyız, her türlü olumsuzluktan esirgemeliyiz.

Doktorlarımız; sağlık sisteminin, vatandaşa götürülen sağlık hizmetinin “öz”ü, esası, temelidir.

Bu arada; bireyin ve toplumun “kaliteli” sağlık hizmetine “kolay” erişimini sağlamak; sosyal devletin ana görevi olmasının yanında, aynı zamanda insan haklarının da vazgeçilmezidir.

DOKTORA ŞİDDET, TOPLUMA ŞİDDETTİR

İnsanı sağlıklı yaşatmayı temel ilke edinen doktorlara yönelen ve giderek de artış eğilimi gösteren şiddet; sadece doktora değil, toplumun tümüne yönelmiş şiddettir.

Doktorların şiddetten arındırılmış bir ortamda, can güvenliği kaygısı taşımadan sağlık hizmeti sunmasına olanak sağlamak, bu anlamda idari, yasal ve yargısal  önlemleri almak ülkeyi yönetenlerin ve sosyal sorumluluk bağlamında da yurttaş olarak hepimizin görevidir.

Öte yandan; doktorların cansiperane yürüttüğü “soylu” hizmetin karşılığı asla parayla ölçülemez.

Ancak; doktorlara insanca yaşayacakları bir “gelir düzeyi”ni sağlamak da; sosyal devletin varlık nedeni olmak gerekir.

İstanbul’da yeni hizmete giren bir şehir hastanesinde, “şirketin zarar ettiği” gerekçesiyle ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle doktorların topluca sesini duyurma yolunu seçmesi; devletimiz için de, toplumumuz için de ciddi bir zafiyettir.

Doktorlar; insanları sağlıklı yaşatmak için, özellikle Çovid-19 sürecinde evlerinden, eşlerinden, çocuklarından, sevdiklerinden uzak kalarak canları pahasına hizmet vererek, kendi canlarından olmaktadırlar.

Bu mücadeleyi yürüten doktorlar; tüm insanlığın yüz akıdır.

Sonuç olarak: Doktorlar; sağlık sistemimizin omurgası. Hastayı görkemli binalar, yatak sayısı çok hastaneler değil; erdemli, nitelikli doktorlar iyileştirir.

Ege Postası köşe yazısı link
http://www.egepostasi.com/yazar/baslarken-/113001

Ege Postası 16.10.2020

TÜRKİYE; KUŞATMA ALTINDA…

Türkiye; dinamik bir ülkedir, bölgesel ve küresel aktör olmak iddiasındadır, bu nedenle; jeo politik ve jeo stratejik konumu itibariyle de iç ve dış her saldırının, her kuşatmanın, her oluşumun merkezindedir.

Böylece; ülkemiz, sürekli değişen iç ve dış gündemle karşı karşıyadır.

Türkiye; Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Azerbaycan’da, Avrupa Birliği, NATO, ABD ve Rusya bağlamında çok yönlü yoğun bir diplomasi yürütmekte, silahlı kuvvetlerini de sahada “aktif” bir konumda tutmaktadır.

Bu hareketli dış politika trafiği; iç gündemi oluşturan işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı dengesizliği, düşünce ve ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, hukuk güvenliği, öngörülebilir hukuk düzeni konularındaki tartışmaları da önemli ölçüde perdeliyor.

Çok hareketli dış politika trafiğinde, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de ve Ege’de neden olduğu çatışmaya evrilme  istidadı gösteren gerilim; Türkiye’nin yeni ve sıcak gündemini oluşturuyor.

Bu süreçte devreye giren Avrupa Birliği ve Yunan-Rum Bloğu “Türkiye’ye yaptırım uygulama tehdidinde” bulundu.

Bu arada; bir aylık aradan sonra Oruç Reis Gemisi, Mais Adası’nın güneyinde yeniden sismik araştırma görevine çıktı.

Türkiye; 22 Ekim’e kadar Doğu Akdeniz’de yeni MAVTEX ilan etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı açıklama yaparak “Türkiye’nin Akdeniz’deki faaliyetlerini durdurmasını” istedi.

Bu arada; Alman Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye yapacağı geziyi ertelediği, bunun yerine Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a gideceği açıklandı.

Ayrıca; başta Suudi Arabistan olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Arap coğrafyası ve bazı Kuzey Afrika ülkeleri; dış ticaretle Türkiye’ye boykot uygulamakta.

Öte yandan; Ermenistan’ın işgal ettiği Dağlık Karabağ sorununun çözümüne ilişkin olarak kurulan masada Türkiye’nin yer almak istemesi ve Azerbaycan’ın Türkiye’nin olmadığı bir masada sorunun çözülemeyeceğini güçlü ifadelerle vurgulamasına karşın Rusya Devlet Başkanı Putin; Türkiye’nin çözüm masasında yer almasını “veto” etti.

SORUNLARLA BAŞBAŞA

Türkiye, yurtdışında, birçok cephede kuşatılırken, haklı ve meşru zemindeki mücadelesinde yalnız kalırken, içeride de pek çok problemle karşı karşıya kalmaktadır.

Bu bağlamda; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hukuk güvenliği ve öngörülebilir hukuk düzeni konusunda ve yargıya güvensizlik ekseninde sorunlar yaşanmaktadır.

İstanbul 14.’ncü Ağır Ceza Mahkemesi; Anayasa Mahkemesi’nin Milletvekilliği düşürülen Enis Berberoğlu hakkında verdiği “hak ihlali ve yeniden yargılanması” kararının “yerindelik denetiminin kapsamında kaldığı” gerekçesiyle yeniden yargılamaya yer olmadığına karar verdi.

Basit bir anlatımla; yerel mahkeme, yargı kurumları hiyerarşisinde en üst sırada yer alan yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; TBMM’de, konuyu gündeme taşıyarak “yerel mahkeme kararıyla tuz koktu, karar kaosa zemin hazırlıyor” dedi.

Oysa; Anayasa’nın 153.’ncü maddesi; “Anayasa Mahkemesi’nin kararları yasama, yürütme, yargı organlarını, idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”diyor.

Bunun anlamı; Anayasa Mahkemesi’nin kararları bağlayıcıdır, uygulanmaması, anayasa ihlalidir.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve bu kararın yerel mahkeme tarafından uygulanmaması tartışılırken bu kez, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım; Anayasa Mahkemesi’nin dışarıdan aydınlatılmış görüntüsünü sosyal medya hesabından paylaştı.

AK Parti; bu paylaşımı “darbe iması” olarak yorumladı, İçişleri Bakanlığı’nın ışıklandırılmış görüntüsü ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkez Binası’nın ışıklı görüntüsü; sosyal medya hesaplarından cevap olarak yayınlandı.

Anayasa Mahkemesi Üyesi Engin Yıldırım; “yanlış anlaşılmaya yol açan paylaşımdan dolayı özür diledi” , ancak; bu özür, tansiyonu düşürmeye yetmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuya ilişkin soruyu cevaplandırırken, “kendisi siyasete soyunmak istiyorsa istifa etsin, siyasete girsin. Özür yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Üyeleri gereğini yapsın.”dedi.

Bu arada; “ışıklar yanıyor” polemiğinin ardından Anayasa Mahkemesi’nden yapılan yazılı açıklamada “Anayasa Mahkemesi’nin herhangi bir üyesinin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlar; Anayasa Mahkemesi’nin kurumsal görüşünü yansıtmaz” denildi.

Açıklamada ayrıca; “Anayasa Mahkemesi, anayasal düzene karşı her türlü demokrasi dışı girişimi reddetmekte ve demokratik hukuk devletinin yanında yer almaktadır” ifadelerine yer verildi.

Sonuç olarak: Gelinen noktada; dış kuşatmayı yarmamız için iç cepheyi güçlendirmek zorundayız. Bunun içinde; kutuplaşma yerine, hukukun üstünlüğü ve eşit yurttaşlık zemininde birlik ve beraberliği sağlamalıyız.

Ege Postası köşe yazısı link
http://www.egepostasi.com/yazar/turkiye-kusatma-altinda-/113003

Ege Postası 22.10.2020

PROPAGANDA AYGITINA DÖNÜŞEN BASIN GÜVEN KAYBEDİYOR

Bu haftaki “BASIN NEDEN GÜVEN KAYBEDİYOR?” başlıklı yazımın “giriş” bölümünü basınımızın acı kaybı, sözcüklerin efendisi Bekir Coşkun’a ayırıyorum:

Pazar akşamı kaybettiğimiz dostum, meslek büyüğüm, Türk Basın’ının yeri doldurulamaz kalemi Bekir Coşkun’un en verimli çağında amansız bir hastalığa yakalanarak aramızdan ayrılmasından büyük bir üzüntü duydum.

Bekir Coşkun, seçkin bir Gazeteci-Yazar olmanın yanında ülkemizin dağına taşına, ovasına kuşuna aşık, insan, doğa, hayvan sevdalısı güzel insan ve vefalı bir dosttu.

Bekir Coşkun Ağabeyim; şiir gibi üslubu, duygusal ve akıcı anlatım yeteneğiyle toplumu derinden etkileme gücüne sahip katıksız Cumhuriyet aydınıydı.

Bekir Coşkun’a Allah’tan rahmet, Ailesine, sevenlerine ve Basın dünyamıza sabır ve baş sağlığı dilerim.

Mekanı cennet, ruhu şad olsun.

Ege-Koop’un 13 Nisan 2012’de düzenlediği 67.Eğitim, Kültür ve Sanat etkinliğinde Ege-Koop’un ve İzmir’in konuğu olarak konuşan Merhum Bekir Coşkun o gün sanki Basın’ın ve Türkiye’nin bugünkü görünümünü anlatıyordu. Ayrıca; Merhum Bekir Coşkun o günkü konuşmasında “İzmir büyüleyici bir şehirdir. Türkiye’nin siyasi Başkenti Ankara, ekonominin Başkenti İstanbul, Demokrasinin Başkenti İzmir’dir. Türkiye haritasından İzmir’i çıkarırsanız Türkiye Türkiye  değildir. İzmir Türkiye gibi olmamalı, Türkiye İzmir gibi olmalı” demişti.

Basın ve güven, basın ve demokrasi yapışık ikiz kardeşlerdir. Biri diğerinden ayrı düşünülemez. Birinin olmadığı yerde diğerinden söz edilemez.

Demokrasiye kalite kazandıran, nitelikli basın, basına kalite kazandıran da; güçlü toplumsal güvendir.

Basın özgürlüğü; nitelikli demokrasinin “olmazsa olmaz”ı, basın da; halkın doğru ve sağlıklı bilgi edinme ve haber alma hak ve özgürlüğüne işlerlik kazandıran kamusal niteliğe sahip bir kurumdur.

Özünde; basın özgürlüğü, halkın bilgi edinme ve haber alma hak ve özgürlüğüdür.

Denilebilir ki; basın özgürlüğünün sahibi doğrudan halkın kendisidir, bu özgürlüğe işlerlik kazandıran da gazetecidir.

Bu illiyet bağı; halkla gazeteci arasında “güven ortamı”nı zorunlu kılmaktadır.

Ancak; kamuoyu araştırma sonuçları, yargı kurumlarına ve basına olan güvenin dibe vurduğunu, güvensizliğin de zirve yaptığını göstermektedir.

Basına olan bu güvensizliğin temel nedeni de; yazılı ve görsel basının yüzde 90’ının halkın doğru ve sağlıklı bilgi edinme ve haber alma ihtiyacını karşılamaktan uzak, “propaganda aygıtına” dönüşmesidir.

Unutmayalım ki; “propaganda aygıtına” dönüşen basın, halkın bilgi edinme ve haber alma hakkına hizmet etmeyeceği gibi; demokrasiye ve basın özgürlüğüne de onarılmaz zararlar verir.

GÜVENSİZLİĞİN NEDENLERİ

Basın’a olan güvensizliğin nedenlerini şöyle özetleyebilirim.

  • Siyasi iktidarın basındaki sermaye ve sahiplik yapısını kamu gücünü ve kaynaklarını kullanarak değiştirmesi,
  • Merkez medyanın yeni sahiplik yapısı dolayısıyla siyasal iktidarla organik ilişki içinde olması,
  • Gazetecilerin işsizlik tehdidiyle karşı karşıya kalmaları ve bu nedenle tarafsızlıklarını koruyamamaları, bunun sonucunda da; başta “merkez medya” olmak üzere yazılı basın okuyucu, televizyon kanalları da izleyici kaybetme sürecini yaşamaktadırlar.

Basına olan güvensizlik ve basının güç kaybettiği ortamda, bilgi edinme ve doğru haber alma ihtiyacını karşılamak isteyenler; bu kez, interneti, sosyal medyayı, YOTUBE kanalını ve güvenilir buldukları yabancı gazeteleri okumaya, televizyon kanallarını izlemeye yöneliyorlar.

Böylece; alternatif medya olgusu yaşanmaya başlanıyor.

Sonuç olarak: “Propaganda aygıtı”na dönüşen güvenilir olmayan basın demokrasiye ve özgürlüklere olumlu katkı sağlayamayacağı gibi; etik değerleri de yozlaştırır.

Ege Postası köşe yazısı link
http://www.egepostasi.com/yazar/propaganda-aygitina-donusen-basin-guven-kaybediyor/113006